Bu Blogda Ara

25 Haziran 2011 Cumartesi

Mavi

Plajdasın, şezlongda uzanıyorsun ( ne zormuş yazmak şu şezlongu), 3 şarkı benden sana.

Maviyi severim. Öyle bir kurgu yapalım. Sevgilinle Blue Cafe de buluştun, Blue Hotel' e gittiniz sonra. Açtınız tv'yi Kieslowski Blue oynuyor. Ölün orda be. Yaşasanız ne yaşayabilirsiniz daha fazla dünyada. Mavi ile ilgili bir de foto koyardım bloga ama izin alamadık:):):) Tatile çıkmam lazım....

Kafa Güzel Editi : Hiç sewmem diyeceğim ama en çok onun konserine gitmişimdir herhalde. Teomandan gelsin efendim bir mavi de. Sözlerini çok ama çok yakın bulurum kendime. Ne de olsa sarhoşken hep çok sahiciyim.

Teoman - Mavi Kuş ve Küçük Kız

Wimbledon 2011

Wimbledon'da merkez kortta bir final izlemeden ölmek yok. Hani finalde de Nadal - Federer - Djkovic 3 lüsünden 2'si olursa tadından yenmez. Tenis maceram 1 gün sürmüştü. Ertesi gün sağ tarafıma felç indiğini zannetmem ile zirvedeyken bırakma kararı almam çok uzun sürmedi. Raketim ve toplarım odamda kütüphanemin üzerinde durur, o bir günü yadeder dururum tenis maçlarını izlerken.
Wimbledon 125. yılını kutluyor bu sene. Federer kupayı alırsa 7 kez ile efsaneler arasına girecek. Daha önce 7 Wimbledon kazanan 2 tenisçi var. Sampras ve Renshaw. Diğer tarafta Nadal ve Djkovic. İngilizlerin 70 küsur yıllık özlemini gidermek isteyen İskoç Murray.

Gelelim çeyrek final tahminlerime. 8 de 6 olmazsa bırakırım bu işleri, gider bağcılık yaparım. O kadar net konuşuyorum.

Nadal - Berdych : Nadal bu maçın öncesinde Del Potro ile oynar. Del Potro da kazanırsa kupayı zerre üzülmem o derece severim kendisini. Arjantin  kontenjanından yer bulur gönlümüzde. Nadal - Berdych geçen sene finalde karşılaştı ve Nadal almıştı kupayı.

Murray - Monfils: Umrumda değil. Sevmem Anglo Saxonları. William Wallace severiz sadece.

Ferrer - Federer : Ferrer bu maçın öncesinde Tsonga ile oynar. Tsonga da kazanabilir. İyi bir oyuncu ama güven vermiyor Tsonga. Bizdeki Lincolne benzetirim. Ne zaman ne yapacağı belli olmaz.

Soderling - Djokovic: Yorumsuz.

125 yıl dedik Wimbledon'a. Kırkınar yağlı güreşlerimizin 650 küsur yılı oldu...Ahmet Taşçı'yı hatırlarım orda da :)












24 Haziran 2011 Cuma

BEN

Bir kız vardı.Şıpsevdi gönül hemen konmak istedi.Sanal ortamın dezavantajını yaşadım . sabırla(nasıl olduysa),doğru şekilde de yaklaştım halbuki ama olmadı.Ortak arkadasımız da sagolsun bayagı beceriksizdir bu konularda yoksa odun mu desem,faydası dokunmadı.
Bu ortamda olmaması karşı tarafın saygınlığını arttırdı da bizim elimiz boş kaldı,kazanan kim kaybeden kim anlamadım.
Kız james blunta gidiyormus.caktırmadan öğrendim.Dısarda bir karşılaşsak değiştiririm gidişatı diye güvenirim kendime,az da olsa ona rastlama sansım olabilirdi konsere gidebilseydim,bulurdum onu o kalabalıkta.En kotu ona bakarak "its time to face the truth,i will never be with you" derdim.Kötü oldu be.

Düzce'de de rastladım hoş bir kıza.İki gün kaçamak bakışlar,gitsem olacak bişeyler.Öyle şeyler değil ama.Peki sonra nolcak.İstanbulda iki farklı yakaya dayanamıyorum,Düzce nasıl olur ki?Yine koydum önüme engeli işte.Ben yine blogdaki resimdeki yalnız adam olayım en iyisi.

23 Haziran 2011 Perşembe

HORLAMAK

Derin uyurum.Zor uyanırım.Kapı zili,telefon sesi farketmez.Depremde bile uyanmadım.
Ama horlamaya dayanamıyorum.Ne iğrenç bir gürültüdür.Sanki hiç bitmmiycek gibi gelir.Çeşitli sesler hırıltılar,iniş çıkışlar.müzik gibi.Küçükken anneannem dedem inletirdi ortalığı,hala da inletiyolardır heralde artık kalmıyorum onlarda büyüdüm .Bazen solo girerlerdi,bazen kanon yaparlardı.Bir o bir diğeri,aralıksız saatlerce.Ayıptır sölemesi odalar büyük,feci yankı yapar.Çok rahatsız edici.
Bu gece de yorgunum uyuyamıyorum yan yatakta horlayan biri var.Horlayanı dürtücen ya da yastıkını çekicen.Anlık bir zafer olabilir.ya da sen ole sanırsın, sessizliğin üstüne gökgürültüsü gibi geri gelir.
Radyo eksen de bok gibi çalıyor bu gece,horultuyu bastıramıyor.
Bir kadın horlasa boşanma,ayrılma sebebim olur.Ne zaman böle büyük konuşsam hayat bana onu yaşatır.kesin başıma gelicek.
Geniz eti olan aldırsın kardeşim.şişman olan da zayıflasın.Yanımdakine bu rahatsızlığı veremem.Şişman olmamalıyım.

Summer Nights

Grobelaara J
Evet çok pesimist takıldım bu aralar. Tanımayan da “adama bak, ölüyooo romantizmden diyecek.” Yaz geldi hala denize giremedim ondandır bu karamsarlık. Acil toplamam gerekiyor kendimi. Olympos dedin, Olympos max. 3 gün, Küba’ya mevsim farklılığı nedeniyle kışın gideceğiz, ama Dubrovnik ama Saint Petersburg ama Odesa, peki bunlar ne olacak. Bayram tatili planımız hala yok. Bizim Ekim geldiğinde Summer Nights klibini çekmemiz gerekiyor Grobelaar. O klip çekilecek. Yaz aşkı gençlere özel bir şey mi? 30 yaşını geçtik diye yaz aşkımız olmayacak mı?  
Otel meselesine gelince.. Sen patronsun Grobelaar. Biz fabrikada tütün sararız, biz Yaşar ustayız, sen kodaman patron. Kaçıncı mağazanı açtığını sen bile bilmiyorsun. Senin ki biraz bohemian rapsody be Grobelaar.
Sonuçta ikimizde,  kibiri ayaklarımızın altında ezmiş adamlarız JJJ senin iş yoğunluğun geçsin, benim ki geçsin, Temmuz 15 ten sonra vira sahil vira eğlence. Ben bu arada Ayayorgi’ye demirlersem kusura bakma ama, hafta sonları dostum haftasonları J

22 Haziran 2011 Çarşamba

GAME OF THRONES



Yeni dizi.Bizde daha başlamadı.Ortaçağ'ın Taht kavgaları.Karakter çok.Oturması için bir kaç bölüm peşpeşe izlemek gerek.Müzik de güzel.Boş yaz akşamlarında iyi gider.

TUR-KAÇANLAR

Dün başladı 5 günlük Düzce-Karabük-Bartın turum.İki gündür 800km salladım direksiyonda.Bir oraya bir buraya.Yine bir mağaza açılışı,yine bir koşturmaca.Herşeyi organize et,takip et,eksiklikleri gider.Bartın bizim yer aşinayız.Düzce'de ise ilk defa kalıyorum.Sonradan kontenjandan şehir olan merkezlerden Düzce.Plaka 81(severim gereksiz bilgiyi).Ama beğendim.İyi hizmet edilmiş Düzce'lilere. Otele de binbir şüpheyle geldim ama iyi çıktı.Rumble Fish gibi 5* takılmıyoruz. Kesemizi düşünüyoruz.Oda servisi var mı acaba:)

Bu turun kötü yanı cuma akşamı James Blunt'ı kaçırıyorum.Bileti de almıştık artık başkası nemalancak.Romantik değilimdir ama severim romantik Blunt'ı. Bari cd'sini dinliyim bugun arabada dedim,onu da bozmuşum.Artık yurtdışı konserinde yakalarız İngiliz'i.
Kaçırmak demişken düğün patlaması var temmuz sonuna kadar demiştim ya.Bugün de 6.ya davet aldım.Davete icabet etmek gerekir denir.Bu düğünler efes one love fest ve rockn coke'un da kaçması demek.cake,moby,travis,limp bizkit dinlemek varken tarkanla,serdarla eller havaya.


Rumble Fish bırak artık anıları,keşkeleri,ilişkileri,melankoliyi. Önümüze bakalım.Önümüzde cmtsi var kaçıyosun.Daha olympos,küba var:)

21 Haziran 2011 Salı

Coşkun Sabah'tan Geliyor : ANILAR :)

Yine İstanbul, yine bir otel odası. İlk başta çok garip gelmişti; senelerce oturduğum şehirde artık misafir olarak kalmak. Eskişehir’den sonra İstanbul da tüketilip kişisel tarihimdeki yerini aldı.
Zamanımın büyük bölümü otellerde geçiyor. Kendinle başbaşa kaldığın zaman kurcalayacak o kadar çok şey bulursun ki, sorular bitmez kafanda. Onunla ilk buluştuğum gün geliyor aklıma. Karlı bir Eskişehir sabahı sözleşmiştik kahvaltı için. Gece uyuyamamıştım heyecandan bugün gibi net hatırlıyorum. Gözlerim kan çanağı gibiydi, aylardır hayalini kurduğum buluşma gerçekleşiyordu nihayet. Deli gibi kar yağmasına rağmen 20 dk yürümüştüm buluşma yerine. Ne konuştuğumuzu hiç ama hiç hatırlamadım daha sonraları. Ona sorduğumda ise o da geçiştirdi beni. Sadece yüzü geliyor aklıma, sanki sadece yüzüne bakmıştım, sanki hiç konuşmamıştık. Daha sonra sevgili olduk, ayrıldık barıştık. Aşk çoğalır mı? Çoğalırmış. Her geçen gün daha çok aşık oluyordum ona. Her geçen gün daha çok sessizleşiyordum. Vardır ya ilişkilerde baskın taraf meselesi. Bazen erkektir baskın olan, bazen kadın. Bin Jip’ in sonunda bir sahne vardır: 2 sevgili tartıya çıkarlar birlikte, ve tartı hala 0 gösterir. O değil ama ben sıfırı göstermeye başlıyordum sona doğru. Matematiksel karşılığım 1’den (etkisiz eleman), 0’a doğru (yutan eleman) hızla ilerliyordu. Özgüveni o kadar yüksekti ki, ben evet evet ben ilk defa eziliyordum birinin karşısında. Daha sonra hiç hissetmedim o duyguyu, keşke hissedebilsem, keşke aynı duygular tekrarlansa. (ilişki konusunda keşkelerim var demiştim daha önce, gülme hemen)
Ortada hiçbir olumsuz durum yokken ayrılmak istediniz mi sevdiğinizden? Ben istedim, istemekle de kalmadım ayrıldım. Neden diye sordu, “Neden Rumble Fish”? cevap verememiştim. Öyle işte demiştim, öyle.  
Sene 2001 di. yanlış anlaşılmaların önüne geçelim.



19 Haziran 2011 Pazar

Nasıl Hank Moody Olunur?

Grobelaar daha önce yazmıştı Californication ile ilgili. Bende devamını getireyim. İzlediğim sayılı dizilerdendir. Diğerleri Dexter, How I Met Your Mother diyebilirim. Bir de Lost var, onunla ilgili ayrı bir yazı yazmam lazım. Hank abimiz, ağzı laf yapan, her kadını etkileyebilecek bir karizması olan ama sadece bir kadını seven ve başka kimseye bu konuda ümit vermeyen looserdır. Looser lığı iliklerine kadar hisseden Hank, her bölümde yeni hatunlara kapı açar. İşte kendimi yakın hissetmeme neden olan da bu, belki onun gibi yakın değilim sevdiğim hatuna, belki o çok uzaklarda fakat duyduğumuz hissettiğimiz sevgi aynı. Seni her türlü kariyerden, her türlü beklentiden uzak tutan bir hassasiyettir efendim bu. Sadece zamanın geçmesini beklersin, bunun için içersin içersin içersin, kadınlarla beraber olursun.Ama köz durur içinde, sürekli yakar bir yerlerini. Zaman geçsin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde.

İşte bu nokta da, Nick Cave çıkar karşımıza. Slowly Goes The Night der. Acıyı her daim saklı tutar bir taraflarımızda.
"How goes it?
It goes lonely,
It goes slowly."

O zaman şöyle yapalım. İlk şarkı Nick Cave' in olsun. 2. Hank Moody olsun. Önce ayrılığın ertesi şarkısı gelsin, sonra da bu şarkının bize neler hissettiğiyle birlikte nasıl Hank Moody olduk onun şarkısı gelsin. 5 cl viskiyi bir de Hank içiyor o da ayrı konu :)




Uçak Korkusu...

Yarın yine İstanbul seyahati var. Konumuz uçak korkusu. 5 yıldır düzenli olarak uçağa biniyorum. Tahmini 150' yi geçmiştir yaptığım uçak yolculuklarının. Her seferinde aynı korku yaşanır mı? Yaşanır dostum yaşanır. Uçak korkusu ile yaşadığım duygu salınımını bir kadına hissetseydim şimdiye çoktan evlenmiş 2. çocuğu bekliyor olurduk. İnanmıyorsun ama çok ciddiyim. Gerekçesi çok basit : Hakimiyet yitimi. Müdahale şansımın olmadığı durumlar beni çok rahatsız eder. Müdahalenin başarılı olup olmaması değil önemli olan. Yeter ki bir çaba gösterebileyim. Olmadı der geçerim ama bir şeyler yapmam gerekir. Kurslarını bile araştırdım biliyor musun? Kıçı kırık cesna lara bile 10 bin tl ehliyet ücreti istiyorlar. Ama yetmez ki dostum bana. Benim Airbus ya da Boeing kullanabilmem gerekiyor ki, uçağa bindiğim zaman şöyle derin bir nefes alayım. Bir problem olursa, anlarım ve girerim kokpite, çekilin beyler diyebilmem gerekiyor.

Akşam yolculuklarını hatırlamam, karaciğerimdeki alkol izin vermiyor hatırlamama. Bu ülkede neden 5cl lik viskiler satılıyor hala zannediyorsun. Benim için. Ama sabah yolculukları....Onun çözümü yok dostum.

Koltuğumu her zaman en arka sıradan almaya çalışıyorum. 36 D mesela. Eğer uçak çarpma moduna geçerse, öndeki bütün yolcuların ölümünü göreyim ondan sonra öleyim diye. Evet arızayımdır : )

The Doors - Love Street uçakta dinlediğim tek şarkı. Prozac etkisi yapar ben de.

KİTAP

Asla Yalnız Yürümeyeceksin-Ne güzel sözdür.Bir Liverpool tribün efsanesidir.Ezbere bilirim, söylerken ağladığım da çok olmuştur, hele İstanbul'da finalde.Kimse bilmez düğünümdeki çıkış şarkımız olacağını.

Yaşanmış anılardan oluşan bir kitap yayinliyacaksan da en güzel isim bu söz olur.
Asla Yalnız Yürümeyeceksin-Tribün Hikayeleri de işte bu kitap.
Karşıyaka,Karabük,Buca,Trabzon,Eskisehir,Maltepe,Beşiktaş,Spartak Moskova, Galatasaray, F.bahçe,Bursa,Kızılyıldız,Adanademirspor.
13 farklı hikaye,kimi bahtsizliktan,kimi kaybettiği aşkından,kimi yaşadığı savaştan bahsediyor.
Benim favoriler Karşıyaka,Buca.

HANGOVER I-II

30 olduk artık. Arkadaşlarımız birer birer evleniyor.Temmuz ortasına kadar 5 düğün var.Sevmem düğünleri ama işin ucunda kardeşlerimiz olunca yüzde yüz katılım yüzde yüz dağıtma,eğlence.Sıcakta takım elbise v.s.Darısı başıma diyolar ama şimdilik zor.Ben hala başka şeylerin peşindeyim.Onlardan biri de Hangover.Peki de bunu bizim ülkemizde yapmak niye zor?Son 20 yılda yıkılan tabuları düşündüğümüzde gelişme çok ama bu işi organize eden biri ya da bir sirket yok.E sen yap o zaman al sana fırsat dersen de hem bu tabuyu kırcak cesaret yok,para ve zaman olmadığı gibi.Belki 10 yıl sonra kodamanlaşınca.
Kendi çapımda az da uğraşmadım,yer,içki,dj,performansçı ve ötesi.Bir yere kadar geliyorsun,eğleniyorsun ama Hangover olmuyor işte.Yine o arefedeyiz.Hangover2'ye de ilki kadar güzel olmayacağını bildigim halde belki bişeyler kaparım diye gittim ustune de ilk filmi tekrar izledim. Yok mu bir fikri olan?yardımcı olabilcek biri?