Bu Blogda Ara

1 Mart 2013 Cuma

Murat Kekilli ve Gümüş Teller

Yine ergen zamanları...sanırım orta 3 teyiz... Ablamdan bir kaset aşırmışım...Adu murat ve yolcular...dinliyorum hani adaşız ya oradan da seviniyorum...bir şarkı var içinde...seni çılgın hani murat diyorsun ya...bu akşam ölürüm de var içinde...

Neyse sınavlara hazırlandığım zamanlardı okuldan gelince biraz uyurdum, uyanınca da gece test çözer, radyo da önce melooonnn şapkaaaayı dinlerdim. Sonra otomatik liste dönerdi radyoda...o zamanlar da bu akşam ölürüm de vardı o standart listede...sonra kekilli meşhur oldu, kaset patladı, intiharlar falan filan...

Uzatmayayım o zamandan bu zamana tam bir murat kekilli fanatiği oldum, tüm albümlerini satın aldım...daha önce ikamet ettiğim semtte akşamüstü markette karşılaştım...Hemen konuştum tabi...rumblefish ünlülerle diyalog kurmayı ne kadar iyi becerdiğimi çok iyi  bilir (adana havaalanı -e.polat :)

Albümlerden bahsettim, ne zamandan beri fanatiği olduğumdan bahsettim, sonra market poşetlerini beraber arabasına yerleştirdik, arabada oturup yeni çıkacak albümden 3 şarkı dinletti bana...(kalbimdeki darp albümü...) Daha sonra sık karşılaşır olduk, semtteki balıkçıda aynı masada balık yedik, blututla telefonumdaki şarkıları ona gönderdim, balıkçıda bangır bangır kekilli dinledik...balıkçı da murat abiydi...yani 3 murat oradaydık...

Taşınınca göremez oldum bu sıcakkanlı, mütevazi, efendi, insan gibi insanı...Mide ve bel fıtığı olduğu için hastanede yattığını yeni öğrendim :( daha sonra iyileşip son albümü Gümüş Telleri çıkardığını NTV'de katıldığı programda görüp hemen YASAL bir şekilde parasını ödeyip turkcelmüzikten indirdim...

Bana göre dünya iyisi, dünya efendisi bir adam...haa bu arada van depreminde kurtarma ekibine gönüllü olarak katıldığını ve enkaz çalışmalarında bulunduğunu da Vanlı bir arkadaşımdan öğrendim...

Ne deyim...hayatta yaptığı işte iyi olan ender adamlardan birisin...eksik olma


14 Şubat 2013 Perşembe

Sevgililer Günü

Hayatımda bu kadar kolpa, bu kadar zorlama, bu kadar metalaştırılmış, bu kadar tüketim amaçlı bir gün daha  bilmiyorum desem yalan söylemiş olurum çünkü bu günlere anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü vs günü olan her şey zorlamadır bana göre...

sevginin, annenin, babanın, öğretmenin vs günü olmaz...


P.S : Ustalara saygı...Klip görüntüleri Alın Yazım filminden...Bana göre filmdeki herkes baş rolde... Salih Kırmızı, Hülya Avşar, Kadir Savun, Erol Taş, Aliye Rona, Nuri Alço, Coşkun Göğen(t.c) ve tabi ki filmin ana soundtrakinde Selami Şahin...

6 Şubat 2013 Çarşamba

Sen Benimsin

Sana...


ellerini tutmasan 
gözlerine bakmasam
sussam, hiç konuşmasam bile
ben sana hasretimden,
seni çok sevdiğimden
bir turlu söz etmesem bile...
ben benimsin! sen benimsin!
sen benimsin! sen benimsin!
dünyami alt üst eden
uykusuz gecelerden
hiç haberin olmasa bile..
kalbimdeki acıyı
o korkunç fırtınayı
senden hala saklasam bile...
sen benimsin! sen benimsin!

gün gelir bir yaprak
dalından koparak
rüzgarla sürüklenebilir,
gün gelir yolunu
şaşıran bir kuzu
sürüsünden ayrılabilir,
ama sen... benimsin! sen benimsin!

gün gelir toprakta 
kok salan bir ağaç
bir vuruşta devrilebilir,
gün gelir bir ana
belki de bir anda
yavrusundan ayrılabilir,
ama sen... benimsin! sen benimsin!


1 Şubat 2013 Cuma

Cuma Lakırdısı

Eeeehhh...işte bir hafta daha geçti...Bir cuma ile daha karşı karşıyayız...Bu hafta da sistemin bize biçmiş olduğu rolleri oynayıp yaklaşık 2 gün sürecek ki yaklaşık dememin sebebi pazar akşamlarının 90lardaki çocukluğumuzdan bir farkının kalmamaya başlaması ile ilgili yaşanan pazar gecesi sineması sendromu tadında olması...

Yeni bir ay, yeni başlangıçlar, yeni adaylar, yeni iş başılar...yeni her şey yeni...

Allah'tan 2012 yılında yaşadığım her şeyi günlük kaydettiğim ajandam vardı, 2013'de de ajandamı kullanıyorum gün, gün...Bazen geçen sene aynı tarihte neler yapıyordum diye kurcalıyorum. Bildiğim kadarıyla bu davranış eskiye özlem olarak yorumlanıyor ve aslında geçmişte yaşama, geleceğe ya da şimdiki zamana geçiş yapamama davranışına denk geliyor...başıma bir şey gelmeyecekse geçmişi özlüyorum...

P.S : Bu vesile ile de rahmetli ozanımızı tekrar anayım...

Kim aramış kim bulmuş dertlerine çare
Ölüm Allah'ın Emri Ayrılık Olmasaydı...

"Barış Manço changed my life"


30 Ocak 2013 Çarşamba

Home Ofis dediler...

Home ofis diye bir kavram var. Evden çalışıyorsun, böylece işveren yani kapital sisteme daha az maliyet yaratıp normal faydan ile sömürülmeye devam ediyorsun...Bugün uzun zaman sonra bu şekilde çalışmaya nail olunca aklıma bu işin artıları ve eksileri geldi...Sonuçta ikcı insanlarımız hep hayat, hep müzik yaz nereye kadar ?

Home ofis çalışmanın en büyük avantajı ofis ortamının olmaması, gereksiz nezaket göstermeler, sahte , davranışlar, küçük çıkarlar için büyük yalanlar kılık, kıyafet, sesli müzik, televizyon gibi rahatlıklar sağlaması...

Gelelim dezavantajlarına...Çay kahve ihtiyacı için sürekli ocağın ya da kahve makinesinin açık olması gerekiyor...Bu da çayın acıması, kahvenin özelliğini kaybetmesi anlamına geliyor. Daha sonra acıkıyorsun, yemek hazırlamak, bulaşık, yemek yemek hem vakit kaybettiriyor hem de bulaşık çıkıyor.
Ergonomi namına mutlaka büyük bir masan olmalı evde eğer her daim home ofis çalışacaksan. Tabi bir de motivasyon...Etrafta motivasyonunu dağıtmaya hazır o kadar çok şey var ki...Hem vakit bolluğu içinde olduğunu düşünüp biraz daha koltukta pinekleyim saat daha 11 gibi planlamada aksaklık yaşayabiliyorsun...

İşte gün içerisinde bu düşünceler içinde az çok planladığım işi yapmama rağmen kendimi inanılmaz yorgun hissediyorum bugün...

p.s 1 : Home ofis yazdım ama doğrusu home office'dir. Ya da evden çalışmadır yada yazmadığım gibi homofistir. :)

p.s 2 : Ferdi Özbeğen de gitti...Giden mi mutlu kalan mı onu bilmek çok zor çünkü bir çok giden memnun ki yerinden, çok seneler geçti dönen yok seferinden demiştir üstad... Allah Rahmet Eylesin...


28 Ocak 2013 Pazartesi

Hafta Başı mı ?

Bu hafta sanırım son rahat haftamız...Bu haftadan sonra yine seyahatler, yine havaalanları, yine rötarlar, yine oteller ve yine insanlar...Sonra süreç bitiminde yine kısa bir soluklanma sonra yine aynı monotonluk maratonu...

Bu haftanın şarkısı da bu olsun, biraz enerji versin...