Bu Blogda Ara

7 Şubat 2013 Perşembe

Son yılların bombası Beach House'dan kısa filmin şekeri.


6 Şubat 2013 Çarşamba

Sen Benimsin

Sana...


ellerini tutmasan 
gözlerine bakmasam
sussam, hiç konuşmasam bile
ben sana hasretimden,
seni çok sevdiğimden
bir turlu söz etmesem bile...
ben benimsin! sen benimsin!
sen benimsin! sen benimsin!
dünyami alt üst eden
uykusuz gecelerden
hiç haberin olmasa bile..
kalbimdeki acıyı
o korkunç fırtınayı
senden hala saklasam bile...
sen benimsin! sen benimsin!

gün gelir bir yaprak
dalından koparak
rüzgarla sürüklenebilir,
gün gelir yolunu
şaşıran bir kuzu
sürüsünden ayrılabilir,
ama sen... benimsin! sen benimsin!

gün gelir toprakta 
kok salan bir ağaç
bir vuruşta devrilebilir,
gün gelir bir ana
belki de bir anda
yavrusundan ayrılabilir,
ama sen... benimsin! sen benimsin!


1 Şubat 2013 Cuma

Cuma Lakırdısı

Eeeehhh...işte bir hafta daha geçti...Bir cuma ile daha karşı karşıyayız...Bu hafta da sistemin bize biçmiş olduğu rolleri oynayıp yaklaşık 2 gün sürecek ki yaklaşık dememin sebebi pazar akşamlarının 90lardaki çocukluğumuzdan bir farkının kalmamaya başlaması ile ilgili yaşanan pazar gecesi sineması sendromu tadında olması...

Yeni bir ay, yeni başlangıçlar, yeni adaylar, yeni iş başılar...yeni her şey yeni...

Allah'tan 2012 yılında yaşadığım her şeyi günlük kaydettiğim ajandam vardı, 2013'de de ajandamı kullanıyorum gün, gün...Bazen geçen sene aynı tarihte neler yapıyordum diye kurcalıyorum. Bildiğim kadarıyla bu davranış eskiye özlem olarak yorumlanıyor ve aslında geçmişte yaşama, geleceğe ya da şimdiki zamana geçiş yapamama davranışına denk geliyor...başıma bir şey gelmeyecekse geçmişi özlüyorum...

P.S : Bu vesile ile de rahmetli ozanımızı tekrar anayım...

Kim aramış kim bulmuş dertlerine çare
Ölüm Allah'ın Emri Ayrılık Olmasaydı...

"Barış Manço changed my life"


30 Ocak 2013 Çarşamba

Home Ofis dediler...

Home ofis diye bir kavram var. Evden çalışıyorsun, böylece işveren yani kapital sisteme daha az maliyet yaratıp normal faydan ile sömürülmeye devam ediyorsun...Bugün uzun zaman sonra bu şekilde çalışmaya nail olunca aklıma bu işin artıları ve eksileri geldi...Sonuçta ikcı insanlarımız hep hayat, hep müzik yaz nereye kadar ?

Home ofis çalışmanın en büyük avantajı ofis ortamının olmaması, gereksiz nezaket göstermeler, sahte , davranışlar, küçük çıkarlar için büyük yalanlar kılık, kıyafet, sesli müzik, televizyon gibi rahatlıklar sağlaması...

Gelelim dezavantajlarına...Çay kahve ihtiyacı için sürekli ocağın ya da kahve makinesinin açık olması gerekiyor...Bu da çayın acıması, kahvenin özelliğini kaybetmesi anlamına geliyor. Daha sonra acıkıyorsun, yemek hazırlamak, bulaşık, yemek yemek hem vakit kaybettiriyor hem de bulaşık çıkıyor.
Ergonomi namına mutlaka büyük bir masan olmalı evde eğer her daim home ofis çalışacaksan. Tabi bir de motivasyon...Etrafta motivasyonunu dağıtmaya hazır o kadar çok şey var ki...Hem vakit bolluğu içinde olduğunu düşünüp biraz daha koltukta pinekleyim saat daha 11 gibi planlamada aksaklık yaşayabiliyorsun...

İşte gün içerisinde bu düşünceler içinde az çok planladığım işi yapmama rağmen kendimi inanılmaz yorgun hissediyorum bugün...

p.s 1 : Home ofis yazdım ama doğrusu home office'dir. Ya da evden çalışmadır yada yazmadığım gibi homofistir. :)

p.s 2 : Ferdi Özbeğen de gitti...Giden mi mutlu kalan mı onu bilmek çok zor çünkü bir çok giden memnun ki yerinden, çok seneler geçti dönen yok seferinden demiştir üstad... Allah Rahmet Eylesin...


28 Ocak 2013 Pazartesi

Hafta Başı mı ?

Bu hafta sanırım son rahat haftamız...Bu haftadan sonra yine seyahatler, yine havaalanları, yine rötarlar, yine oteller ve yine insanlar...Sonra süreç bitiminde yine kısa bir soluklanma sonra yine aynı monotonluk maratonu...

Bu haftanın şarkısı da bu olsun, biraz enerji versin...


21 Ocak 2013 Pazartesi

17 Ocak 2013 Perşembe

BABAMIN ARABASI





Babamın 28 yaşında kızı var,14 yaşında arabası.14 yıl aynı arabayı kullanmak nasıl birşeydir?
Teknik handikapları geç,rengi solar be arabanın.İlla ki yolda bırakması mı gerekir dedik dinletemedik.Defalarca değiştir artık dememize ragmen bir türlü ikna edemedik 98 modelle vedalaşmaya.98 dünya kupasından sonra 3 dünya kupası geçti,futbol yaşamına başlayanlar futbolu bıraktı.Otomobil sektörü desen artık aynalar katlanabiliyor,park sensörleri var:))


Temiz kalbi olanlar hisseder,içine doğar da derler ya,bizim de öyle bir annemiz var işte.Geçen hafta akşam üstü kar yağarken evde otururkene,şunu geçirmiş içinden."Kar yağışı sonrası yerler buzluyken arabayı kaydırıp bir yere vurursa arabayı değiştirmek zorunda kalır,son bir kez daha yaptırıyım biraz daha idare eder demez"


O saatlerde İstanbul'un diğer yakasında babam arabayı çalıştırır, camların karını temizlemek üzere arabadan iner. El frenini dona karşı korumak için çekmez ama vitesi de "R" de unutur.Araba kayar kayar kayar ve duvara toslar.Tampon ancak bagaj açılıp içindeki zamazingoya iple bağlanılarak yerden kaldırılabilir.
Hayatımızdaki en hayırlı kaza.Babamın yeni arabası var artık.

Ailecek yine babamı ikna edemedik ama arabayı takasa vermesin biz sopayla parçalayalım diye:))