Hastasıyız Dedeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee....................
Bu Blogda Ara
4 Aralık 2012 Salı
Beach House - Take Care
Hastasıyız Dedeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee....................
1 Aralık 2012 Cumartesi
Tavada Etli Makarna ya da Berber Sadakati
Aslında aklımda tavada marketten aldığım bir dilim antrkot eti bolca biber içinde kavurup lavaş ekmeği içine dürüp ayranla birlikte akşam yemeği yapma düşüncem vardı...ta ki dün akşamdan eşimin yaptığı sade makarnayı dolapta görene kadar...
Uzun zamandır berbere iş yoğunluğu sebebiyle gidememiştim. İlk fırsatta tıraş olurken aklıma berberimi hiç aldatmadığım aklıma geldi...Aldatmak dediysem saçlarıma başka bir berberin makası, boynuma başka bir berberin tıraş örtüsü hatta mideme başka bir berberin çayı girmeyeli 6 sene olmuştu...Daha önceleri grobbelaar da bahsetmişti berber sadakatinden sanırım. Antalya'da yaşarken de 7 sene aynı berbere tıraş olmuştum. Şimdi bu takıntıdan dolayı saçlarım ne kadar uzarsa uzasın başka berbere tıraş olamıyorum. Berberimden taşınma dolayısıyla 12 km de uzakta olduğumdan bahsetmeyim bu arada...
Neyse kasap reyonuna geri dönersek görevliden tavada pişirilebilecek bir et istediğimde antrkot önerdi, zaten o kadar da anlamam kırmızı etten...
Efendim blog yazarların yavaş yavaş blogu terk etmelerini ellerimi ovuşturarak izliyorum...Rumblefish ilişki durumu pozitif, grobbelaar ilişki durumu pozitif, burak abi zaten evlendi...blog bana kaldı kısaca. Ben de blogun atonalliğini sonuna kadar kullanıp yemek tarifleri vermeye başladım...
Eve gelince ilk işim julyen kestirdiğim etleri kırmızı toz biber, karabiber, kimyon, kekik ve zeytinyağ ile terbiye etmek oldu. Sonra biberleri -kırmızı-yeşil-köy-sivri-çarli- tavada güzelce soteledim. Ardından etleri güzelce tavaya yatırıp karıştırarak pişirmeye başladım. Pişmeye yakın çok az nar ekşisi gezdirdim etlerin üstünde...Bingo...Nar ekşisi harika bir seçim olmuştu etler için...Eşim gelmesine yakın lavaş almadığımı fark ettim ve buzdolabında duran sade makarnaya gözüm takıldı...Öyle ya ekmek bulamıyorsak makarna yemeliydik...Sonuç istediğim gibi oldu...
Uzun zamandır berbere iş yoğunluğu sebebiyle gidememiştim. İlk fırsatta tıraş olurken aklıma berberimi hiç aldatmadığım aklıma geldi...Aldatmak dediysem saçlarıma başka bir berberin makası, boynuma başka bir berberin tıraş örtüsü hatta mideme başka bir berberin çayı girmeyeli 6 sene olmuştu...Daha önceleri grobbelaar da bahsetmişti berber sadakatinden sanırım. Antalya'da yaşarken de 7 sene aynı berbere tıraş olmuştum. Şimdi bu takıntıdan dolayı saçlarım ne kadar uzarsa uzasın başka berbere tıraş olamıyorum. Berberimden taşınma dolayısıyla 12 km de uzakta olduğumdan bahsetmeyim bu arada...
Neyse kasap reyonuna geri dönersek görevliden tavada pişirilebilecek bir et istediğimde antrkot önerdi, zaten o kadar da anlamam kırmızı etten...
Efendim blog yazarların yavaş yavaş blogu terk etmelerini ellerimi ovuşturarak izliyorum...Rumblefish ilişki durumu pozitif, grobbelaar ilişki durumu pozitif, burak abi zaten evlendi...blog bana kaldı kısaca. Ben de blogun atonalliğini sonuna kadar kullanıp yemek tarifleri vermeye başladım...
Eve gelince ilk işim julyen kestirdiğim etleri kırmızı toz biber, karabiber, kimyon, kekik ve zeytinyağ ile terbiye etmek oldu. Sonra biberleri -kırmızı-yeşil-köy-sivri-çarli- tavada güzelce soteledim. Ardından etleri güzelce tavaya yatırıp karıştırarak pişirmeye başladım. Pişmeye yakın çok az nar ekşisi gezdirdim etlerin üstünde...Bingo...Nar ekşisi harika bir seçim olmuştu etler için...Eşim gelmesine yakın lavaş almadığımı fark ettim ve buzdolabında duran sade makarnaya gözüm takıldı...Öyle ya ekmek bulamıyorsak makarna yemeliydik...Sonuç istediğim gibi oldu...
P.S : Perşembe günü Trabzon'dan dönerken uçakta rumblefish ile Ümit Besen'in Yanına Geleceğim şarkısını dinliyorduk, dedim ben bu şarkıyı paylaşırım blogda...Öyle de yaptım...
23 Kasım 2012 Cuma
Cuma Lakırdısı
Bir hafta daha ellerimizden kayıp giderken, suya yazılar yazdık, bal yapmayan arılar kadar vızıldadık, havanda su dövdük, peynir gemimizi laflarla pruva yelken yürüttük, evet efendim, sepet efendimlerimizi yaptık...yaklaşık 2 günlüğüne normalleşeceğiz şimdi...ta ki pazartesi gün ağırana kadar...
21 Kasım 2012 Çarşamba
İşte Güneş
İçinde bulunduğum haftayı daha iyi anlatacak başka bir şey kesinlikle olamazdı...
20 Kasım 2012 Salı
Fırında Somon
Fuar ertesi yorgunluk kemiklerimize kadar işlemişti, üstüne hafif nemli, yağsam mı yağmasam mı karar veremedim diyen bir hava da olunca geç uyanmak farzdı bizim için. Daha sonra dışarıda kahvaltı ve market alışverişi derken son dakika planı ve marketin yanındaki balıkçıdan 2 parça somon almakla başladı herşey...Somon deyince hep pahalı bir balık akla gelir sanırım ama hiç öyle değil, yaklaşık 600 gram balığa 15 lira verdik.
Efendim gelelim tarifimize...Önce malzemelerimizi sayalım...Somon, evdeki sebzeler,fırın,toprak kap, zeytinyağ.
İlk işimiz somonları yıkayıp zeytinyağ, sarımsak,kekik ve karabiberden oluşan sosta yarım saat bekletiyoruz. Bu sürede havuç, kırmızı biber, yeşil biberden oluşan sebzelerimiz jülyen kesip bir kenarda bekletiyoruz.
Somonlarımız sosu çektikten sonra onları toprak kaba alıp sebzelerimizi ekliyoruz. Bu arada fırını 180 dereceye ayarlayıp on dakika kadar ısıtıyoruz. Somonları artık toprak kaplara alıp, sebzelerimizi ekliyoruz. Sarımsak ve kekik ve karabiber olmazsa olmazıdır buranın...resimdeki gibi çok az da tereyağ ekledik biz.
Efendim gelelim tarifimize...Önce malzemelerimizi sayalım...Somon, evdeki sebzeler,fırın,toprak kap, zeytinyağ.
İlk işimiz somonları yıkayıp zeytinyağ, sarımsak,kekik ve karabiberden oluşan sosta yarım saat bekletiyoruz. Bu sürede havuç, kırmızı biber, yeşil biberden oluşan sebzelerimiz jülyen kesip bir kenarda bekletiyoruz.
Somonlarımız sosu çektikten sonra onları toprak kaba alıp sebzelerimizi ekliyoruz. Bu arada fırını 180 dereceye ayarlayıp on dakika kadar ısıtıyoruz. Somonları artık toprak kaplara alıp, sebzelerimizi ekliyoruz. Sarımsak ve kekik ve karabiber olmazsa olmazıdır buranın...resimdeki gibi çok az da tereyağ ekledik biz.
Şimdi toprak kabın üstü folya ile kaplanıp fırına...ben direk fırına atmaktansa ne olur ne olmaz deyip tepsi içine yerleştirdim ve tepsiye biraz su koydum ki buhar yaratıp somonların daha yumuşak olmasını sağladım. Ayrıca toprak kaba bir şey olursa amacım somonları kurtarmaktı...
Yaklaşık 45 dakika sonraki sonuç burada...
Ve soframız...Aşkın ömrü mutfakta uzar demişti bir şair ama biz eşimle en çok kavgayı aynı anda yemek yaparken yaparız. Sanırım ben hep yemek yapma konusunda onun ustası olduğum ısrarını sürdürdükçe kavgalar devam edecek...
14 Kasım 2012 Çarşamba
Metin Kurt Yalnızlığı
Beyler merhaba,
Öncelikle eylülün birinde yapılan toplantıda imzalanan centilmenlik anlaşmasını hatırlatırım. Kendi aranızda tartışmayınız...Zaman bulduğumda size Metin Kurt efsanesini anlatacağım...
İnandığımız doğrular ve yaşadığımız haksızlıklar karşısında hepimize Metin Kurt yalnızlığı nasip olsun...
Allah Rahmet Eylesin Metin Kurt...
Öncelikle eylülün birinde yapılan toplantıda imzalanan centilmenlik anlaşmasını hatırlatırım. Kendi aranızda tartışmayınız...Zaman bulduğumda size Metin Kurt efsanesini anlatacağım...
İnandığımız doğrular ve yaşadığımız haksızlıklar karşısında hepimize Metin Kurt yalnızlığı nasip olsun...
Allah Rahmet Eylesin Metin Kurt...
12 Kasım 2012 Pazartesi
BABA HAKKI...
Grobbelaar'cım sana cevap vermiyorum. İslam Çupi'nin efsane Beşiktaşlı Hakkı Yeten için yazmış olduğu yazıyı paylaşıyorum sadece :)))))
1910-1989
"Hakkı Yeten, Beşiktaş'ta varılamamış bir sembol muydu, bir dürüstlük, mertlik, ahlakın simgesi miydi, yoksa siyah-beyazlı tarihin önemli bir bölümünü kramponları ile yazmış bir futbolcu muydu? galiba hepsi...
Bir futbolcudan çok, bütün bir Beşiktaş'tı Hakkı Yeten.
Beşiktaşlı ve diğer kulüp taraftarları, Beşiktaş'ın başkanını tanımaz, Hakkı Yeten'i tanırdı. Beşiktaş'ın umumi kaptanı kim, Beşiktaş'ın asbaşkanı veya veznedarının ismi ne, Beşiktaş'ı hangi antrenör çalıştırıyor diye çeşitli meraklar uyandığında millet bu bilinmezlerin üstüne acele bir sünger çeker, patronun ismini bir hamlede söylerdi: Hakkı Yeten...
Anlatılamaz karizmatik bir kişiliği vardı Hakkı Yeten'in...
Kendi takım arkadaşları arasında yaydığı korkulu disiplin, her dakika başı tazelenen bir nöbet almak şöyle dursun, Hakkı Yeten'in rakip futbolcular ve hakemler nezdinde hiçbir futbolcunun bugüne kadar erişemediği anlatılmaz bir saygınlığı vardı.
Tartışmalı gollerde hakemlerin fikrine müracaat ettikleri tek jüri idi Hakkı Yeten. Rakip oyuncular, şayet Beşiktaş takımında bir futbol usulsüzlüğü görmüşlerse, şikayet mercii yine Hakkı Yeten'dir.
Şeref Stadı'nın kale direkleri değişecekse, kararı Hakkı Yeten verirdi. Duşların yanıp, yanmayacağına, idmanlara masörün gelip, gelmeyeceğine, hangi futbolcuya kaç para verileceğine, prim bareminin ne olacağına kimse karar veremez, son söz her zaman Hakkı Yeten'in ağzından çıkardı.
1932 yılında Halıcıoğlu Askeri okul öğrenciliğinden soyunup, siyah-beyazlı formayı giydiği günden ölümüne kadar yani 57 yıl, yaşayan en büyük Beşiktaşlı'dır Hakkı Yeten.
Formaların evde öküzbaş çivitine batırıldığı, maçlara yayan gidildiği, futbolun bir amatör aşkla oynandığı, kulüp renklerinin mukaddes bir emanet gibi saklandığı bir dönemin ilahıdır Hakkı Yeten.
Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri, o zamana göre kendisine servetler sunmasına rağmen Hakkı Yeten bırakın beşiktaş formasını değiştirmeyi, oturduğu beşiktaş semtini bile değiştirmemiştir.
79 uzun yıl, şereflerle yaşanmış lekesiz bir hayatı Hakkı Yeten'ce bitirmenin adıdır, belki bu son ölüm...
nur içinde yat koca kaptanım!"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





